Damien Kafasında
Damien Rice ile ilk tanışmamı burada anlatmak istemiyorum. Aslında çok geç tanıştım kendisiyle, müziğiyle…
Adamın kafasını anlamam çok üzün sürmedi. Beni yakaladığı an hayatımın en zor geçen anları, en bohem anlarıydı belki de öylece kanımız uyuştu. O gitar elinde, o piyano başında söylerken şarkılarını ben onun sözlerini hayatımla karşılaştırıp duruyordum. Müziğin son 1,5 yıldır hayatımdaki öneminin doruk noktasıydı kendisi.
Bu kadar direkt sözler, bu kadar hayatın içinden hisleri anlatmak zordur derler. Ben de bunu biraz biraz yapabiliyorum diye düşünüyorum ama onunkiler çok farklı… Kendim için ne kadar üzüldüysem, şarkılarını yazarken onun ne hissetiği de beni meraklandırıyor. “Ulan, bu adam ne çekmiş de bunları yazmış yaa?” diye soruyorum çoğu zaman…
Değişik geliyor… Çok değişik geliyor… Senin için özel bir insan için böyle aleni sözler yazar mısın? Bence yazarsın… Eğer buysa en iyi yapabildiğin… Elinden gelen tek şey… Konuşamamazlığın getirdiği ve önüne sunduğu tek çıkış noktası… Ulaşamadığında uzatabildiğin tek kolun… Yaparsın…
Nefret mi duysam? Aşkından ağlasam mı? Kıyaslasam mı başkalarıyla? Tek mi yüceltsem? Tanrıçam mı olsan? Zehirli bir elma sunan cadı mı?
Bilemiyorum…
Hepsini deniyorum…
Damien’ın yerine geçiyorum, onun gibi düşünmek istiyorum ve yazdığım, söylediğim onca sözden oturup ciddi ciddi düşününce iki söz çıkıyor ağzımdan… Kimse inanmasa da…
“what am i darlin’? i got years to wait around for you…”
“i can’t take my eyes off of you
did i say that i loathe you?
did i say that i want to
leave it all behind?
i can’t take my mind off of you”