Bugün sabah uyandığımda içimde garip bir his vardı.

Kendimi inanılmaz mutlu hissediyordum ama farklı bir burukluk da yaşamıyor değildim. Niye diye sorduğumda kesin bir cevap veremiyordum; direkman bir sebebe bağlamam mümkün değildi ama içten içe biliyordum da derdimin ne olduğunu. Sanki bu mutluluğu yaşamaktan o kadar uzak kalmışım ki bir terslik olmasından korkuyordum. O kadar alışmıştı ki bu bünye uzun zamandır üzülmeye, o duyguyu bir süre tatmayınca afallamıştı aynı uyuşturucu bağımlısı bir vücudun eroinden bir anda kopması gibi… Titriyordu.

***

Olay ne biliyor musunuz aslında? Bakmayın bu bunalım halime. Ben ufak şeylerden mutlu olabiliyorum, sadece hayatı daha çok sorgulamaya başlamıştım. İnsanlar sen saçmalıyorsun dediğinde bile, neden abi sorusunu sorduğum anlar vardı artık hayatımda. Normalde “siktir eeeet” çekeceğim yerde, “peki insanlar neden böyle yapıyor” diyordum.

Bazı şeylere milletin benim ondan üzgün olduğumu zannetse de kızgın değilim, çünkü o hareketlerin daha basitlerini, hiç beklemediğim anlarda hiç beklemediğim insanlardan daha saygısız br şekilde gördüm. Hayatı sorgulatanlar da bunlardı aslında. Gerçekten.

“Keşke, olmasaydı” demiyorum artık. Çünkü biliyorum ki bu yaşananların oluşması yine benim kader çizgimin cetvelle çizilmesinde bir santim daha ilerlemeyi sağlayacak rötüşlar.

Ve her seferinde… Evet, her seferinde kırılan bu kalp, gerilen bu sinirler, üzüntüden ağaran bu saçlar çoğalacak ve buna engel olamayacağım ama yine de diyorum umut var, çünkü çok sevdiğim bir arkadaşımın dediği gibi:

“Hayatta başına kötü sandığın birşey geliyorsa bil ki, Tanrı’nın o olay yerine senin için çok daha güzel planları var ve sadece senin hazır olmanı bekliyor…”

Açıyorum müziğimin hafifçe sesini… Hazırlanıyorum ve bekliyorum susarak… bana tercüman…

“Love, reign o’er me…”