Annem ve babam çalıştığından ötürü küçüklüğümün büyük bir bölümü anneannemin yanında geçti. Feriköy’deki o küçük sokakta büyüdüm diyebilirim aslında. İlk hayvan sevgisini orada tattım (ki bu bir başka yazı konusu olacak) ama bugün aklıma çok farklı bir şey geldi mazide kalan…

Her sabah gelen sütçüden sonra sokakta yanık bir bağırış duyardım. Geçen amca, yüzü muhtemelen o önündeki tahta arabayı itmekle sağladığı hayatın derdinden, tasasından kırışmış; sesi az çok bir keyfi olan sigaradan hafif çatallaşmış bir eskiciydi.

Çok dert ederdim, neden benim ona verecek bir eşyam yok diye. Hep olurdu arabasında 3-4 eski eşya..

Şimdi dönüp bakıyorum da, insan da kendi kendisinin eskicisi gibi.

Bir zamanlar umutla, mutlulukla, şevkle yaşadığınız anlar ve şimdi eskimişse ve değerini yitirmişse; tek yapılacak şey onu arabanın önüne atmak olur… Bazılarını belki tutarsınız ama bazıları dökümhaneye gitmelidir artık…

Artık benim de eskiciye verecek birşeylerim var sanırım…