Abbey :) #12

Salı, 30 Haz 2009 Arif yorum yok

abigail-clancy-fhm-02

Alman FHM kapağı sanırsam… Flu bile güzel…
(büyütmek için tıklayın)

Bir engeli daha atladık…

Pazartesi, 29 Haz 2009 Arif yorum yok

Yorucu bir koşu bu hayat denilen şey. Çoğu insan nasıl yaşayacağını kavrayana kadar bitiriyor bu meredi zaten. Çok kasmamak lazımı artık öğrendiğimden midir nedir, hep buna kullanıyorum zaten. Gelir geçer napalım biz de buralardaydık deriz diyoruz. Yaptığımız kendimizeyse eğer, en “sen” olanı yapman gerekir herhalde. Makyajsız filan…

Yarın işten izin aldım bakalım inşallah okuldan çıkış işlemlerini almaya gidip halletmeye çalışacağım. Öyle veya böyle yüksek lisansımız da bitiyor.
Olduk be mezun.

Bu koşuda bir engeli daha atladık işte…
Darısı geriden gelenlerin başına…

Bu koşunun bence galibi de yok ya…

Ben sadece zevkine parkuru tamamlıyorum bu koşuda…

Yazıyı da küçük bir kupleyle bitireyim: Pink Floyd – Have A Cigar

Eee değdi tabi.

Come in here, dear boy, have a cigar.
You’re gonna go far, fly high,
You’re never gonna die, you’re gonna make it if you try; they’re gonna love you.
Well I’ve always had a deep respect, and I mean that most sincerely.

Bir an üstüme alınasım geldi dinlerken :)

Michael Jackson’ın Ölümü

Cuma, 26 Haz 2009 Arif yorum yok

Kişisel fikrimi sorarsanız ki bugün herkes haber hakkında konuşurken “başın sağolsun” diye geldiğinden, ben üzülmedim dedim. Evet çok da etkilemedi beni. Nedense bendeki yeri, lütfen ırkçılık olarak algılamayın, siyahken oluşmuştu. “Beyazlaş”tığından beri nedense sempatisi filan gitmişti. Zaten son zamanlarda inzivaya çekilmesini de yedirememiştim. Ne gerek vardı ki? Sen kralsın devam ettir. Yine de tabii ki üzücü bir haber, zamanında tabuları yıkan birini daha kaybetti dünya müziği.

Bize de başımız sağolsun demek düşer…

Güle güle Pop’un kralı, güle güle Michael Jackson.
Thriller’ın bir satırında dediği gibi,

“This is the end of your life”

michael-jackson-concert-2

Categories: günlük şeyler Tags:

Abbey :) #11

Cuma, 26 Haz 2009 Arif yorum yok

ABS21_380x460_817899a

Abbey ile 180kg. bench press’in altına yatmak…

Mümkün.

Beklentisiz Sevmek

Perşembe, 25 Haz 2009 Arif 1 yorum

Editör Notu: Ben galiba aşağıdaki gibi oldum ya… Okuyunca… öyle geldi birden.

Yani “Bugün telefon etmedi” demeden, “Şu an nerede acaba?” diye kendi kendinizi yemeden, “Yaş günümü hatırlayacak mı acaba?” diye bir beklenti içine girmeden…

Sevdiniz mi hiç? Onun, size ait olmadığını kabul edip, onu özgür yaşamı ile sevmeyi denediniz mi?

Yanındaki kız arkadaşına aldırmamayı öğrenip ama aldırmıyormuş gibi yapmadan, gerçekten aldırmadan, “Bitecekse biter, bunu ben değiştiremem, beni sevmeyi bırakmasını değiştiremeyeceğim gibi” diye düşünüp. Onu yersiz kıskançlıklara boğmaktan ve kendinizi yıpratmaktan vazgeçebildiniz mi hiç? Hiç beklemeden çalan bir kapıda, onu karşınızda görmek ne güzeldir bilir misiniz?

Beklemediğiniz bir anda hediye almak en sevdiğinizden… Ve beklemeden gelen bir “seni seviyorum” mesajının tadına varabildiniz mi hiç? Siz istediğiniz için degil, o istiyor diye yapıldı mı tüm bunlar? Ve beklentisiz sevmenin tadına bakabildiniz mi hiç? “Bugün beni hatırlamadi” yerine “Hiç beklemiyordum, senin geleceğini” diyebilmek ne güzeldir oysa… Onu boğmadan, kendinizi boğmadan sevebilmek ne guzeldir…

Sahiplenme duygusundan uzak, sevmenin, sevilmenin tadına varabildiniz mi hiç? Yapılmamış davranışlar, söylenmemiş sevgi sözcukleri ile kendi kendinizi aşk çıkmazında kaybedeceğinize, hiç beklenmeyen bir demet çiçekle mutlu oldunuz mu? Beklentisiz sevin… Ben, beklentisiz seviyorum… “Niye aranmadım” diye düşünüp kendi kendinizi yiyeceğinize, hiç beklenmedik bir “Seni Özledim” mesajı ile aşkı yakalayın…

Beklentisiz sevin… Ben, beklentisiz seviyorum… O, sizin sevgiliniz olduğu icin değil. Ona tapulu malınız gibi, çantanız, arabanız gibi davranma hakkınız olduğunu düşünmeden. Onu sevdiğiniz, onun da sizi sevdiği için sevin… Sevgiye karışan “beklenti” denen illeti hemen silin aşkın ak sayfalarından… Göreceksiniz ki, o zaman aşk, başka bir güzel… Göreceksiniz ki, o zaman sevgili, daha bir romantik…

Göreceksiniz ki, o zaman sevmek ve sevilmenin damaklarda bıraktığı tat, yıllanmış şarap gibi, beklenti zehrine karışmadan bir başka döndürüyor insanın başını…

Ben, beklentisiz seviyorum… Onun nerede olduğunu merak etmiyorum… “Beni bugün neden aramadı” diye geçirmiyorum içimden, aramadığı zamanlarda… Geleceğe dair hayallerim de yok zaten… Ben, sevgiyi yaşıyorum… Onun yanımda olduğu anlar o kadar değerli, o kadar kıymetli ki…

Gerçekleşmemiş ve gerçekleşmeyecek beklentilerle mahvetmiyoruz o anları… Beklentisiz seviyoruz… Sevdiğimiz için seviyoruz…

Hayalsiz, geleceksiz, beklentisiz… Anlık seviyoruz…

Deneyin… Beklentisiz, sevmeyi deneyin bir gün… Beklentilerle boğduğunuz aşklarınıza acıyacaksınız…

CAN DÜNDAR

Categories: sanatsal&edebi Tags: , ,

Eva Mendes

Perşembe, 25 Haz 2009 Arif yorum yok

evamendes ck ad

Eva Mendes Calvin Klein reklam çekimi…

Vuvuzela

Çarşamba, 24 Haz 2009 canga yorum yok

Vuvuzela

Uyku kaçıran sinek vızıltısı vardır ya hani; hiç üşenmeden kalkarsın, inanılmayacak bir ayıklık ile sineği avlarsın gözlerin kapalı. O ses şimdi moda stadyumlarda, çıkış yeri şüphesiz Afrika. Konfederasyon kupasında olduğu gibi 2010 Dünya Kupası’nda da yer alacak.

Ben dahil beyaz adam şikayetçi, beyaz adam rahatsız. Nedeni (bahanesi) sese alışmamış insanlarda konsantrasyon eksikliğine yol açması. Sonuç olarak Afrika’da düzenlenecek en büyük futbol organizasyonunda Afrikalıların Afrikalı gibi davranması birçok kişiyi rahatsız ediyor. Beyaz adam yine bencil, yine “ben ne istersem”ci. Alışık olmadığını yasaklamak peşinde. Facebookta onlarca gurup, internette sayısız blog ve yorumlar Vuvuzela’ya karşı. Afrika futbol seyircisinin isteği ve alışık olduğu şekilde desteklemesi önemli değil. Olası yasaklama yöntemlerinden biri kulak sağlığı. Ama asıl enteresan olanı futbol endüstrisinin sponsorluktan kazandığı paraya tartışma(lı)sız katkıda bulunacak olması; hem de FIFA ile anlaşmaya gerek kalmadan. Ticari beyaz adamlar şimdiden başlamıştır reklamlı Vuvuzela üretimine. Beyaz adam haksız ticari rekabeti de bahane ederek alışık olmadığı sesten kurtulmanın yolunu arayacak.

Yine de en güzelini Sepp Blatter söylemiş:

We should not try to europeanise an African World Cup.

Categories: futbol Tags: , , ,

Dünyadaki uçuş trafiği

Salı, 23 Haz 2009 Arif yorum yok

Demin arkadaşımdan çok güzel bir mail aldım. Buradan ulaşabilirsiniz videoya. Dünyadaki uçuş trafiğini gösteren bir video. ABD ve Avrupa’ya gece ve gündüz olarak dikkat edin. Etkileyici.

Categories: video Tags: ,

Cemil Abi Yazlıkta!

Pazartesi, 22 Haz 2009 Arif yorum yok

Bardak & Hayat

Pazartesi, 22 Haz 2009 Arif yorum yok

Profesör elinde içi dolu bir bardak tutarak dersine başladı.
Herkesin göreceği bir şekilde tutuyordu ve ardından sordu :
“Bu bardağın ağırlığı sizce ne kadardır?”
“50g!”… “100g!”… “125g” diye öğrenciler yanıtladı.
“Bardağı tartmadıkça gerçekten ben de bilemem”, dedi profesör, “ama, benim sorum şu ki:”

“Bu bardağı böyle birkaç dakikalığına tutsaydım ne olurdu?”
“Hiçbir şey” diye yanıtladı öğrenciler.

“Tamam peki 1 saat boyunca tutsaydım ne olurdu?” diye sordu profesör bu kez…
“Kolunuz ağrımaya başlardı efendim” diye öğrencilerden biri yanıtladı

“Haklısın, peki şimdi ben 1 gün boyunca tutsam ne olurdu?”
“Kolunuz iyice ağrır, kas spazmı, batar vs gibi sorunlar yaşardınız ve hastaneye gitmek zorunda kalırdınız!”
Tüm öğrenciler çeşitli yorumlar yaptı ve gülüştüler.

“Çok iyi. Peki tüm bu sorunlar olurken bardağın ağırlığında bir değişme olur muydu?” diye sordu profesör.
“Hayır….” diye yanıtladı herkes.
“Peki o zaman kolun ağrımasına ve kas spazmına neden olan neydi?”

Öğrenciler bulmaca çözermişçesine düşünmeye başladılar.

“Acıdan ve ağrıdan kurtulmak için ne yapmam gerekir bu durumda?”diye tekrar profesör sordu.
“Bardağı bırakın düşsün!” diye öğrencilerden biri yanıt verdi.
“Kesinlikle!” dedi, profesör.

“Hayatın problemleri de böyle bir şeydir. Onları kafanda birkaç dakika tutarsın. Bir sorun yokmuş gibi görünür. Uzun bir süre düşünürsün. Başınız ağrımaya başlar. Daha uzun düşünün. Artık seni bitirmeye ve hiçbir şey yapamamana neden olur.”

Hayatınızdaki mücadeleleri ve problemleri düşünmek önemlidir.

Fakat daha önemlisi onları her günün sonunda, uyumadan önce yere bırakmaktır -bardak gibi. Bu şekilde strese girmez, ve her gün taze bir beyin ile uyanır ve her konuyla ve yolunuza çıkan her mücadele ile başa çıkabilecek güçte olursunuz…

Kaynak: Internet’ten anonim

Categories: günlük şeyler Tags:

İyiyiz iyi…

Cuma, 19 Haz 2009 Arif yorum yok

Şu an şirketteyim, kahvaltımı ettim bizim şirketin içindeki bahçeye doğru bir de çayımı içtim; arkadaşlarımla sabah sabah geyiğimizi yaptık, rutin olanından öyle böyle anılar anlattık. Hatta taa gittik Roma’lara, Toskana bölgesine anılarımızda.

Şimdi oturdum bir tane yeni program önerdi fabrika tarafından bir iş arkadaşım bulmuş işte bizim şirket networkünde bile çalışıyor, yasaklı değil, ne de güzelmiş diye. Radyo dinliyorum orada lounge tadında, huzur dolu.

Düşünüyorum geçmişimi çok da geriye gitmeye gerek yok zira, çok acılar çekmişim, çektirmişim, kendime de başkalarına da belki sebepli sebepsiz; bilerek, bilmeyerek ama gel gör ki artık önümüze bakmak lazım sanırım.

Şu an birazcık da olsa gülümsüyorsam nedendir diye soruyorum ve aklıma tek cevap geliyor: E, mutluyum da ondan?! Düşünmüyorum bir bir atladığım hendekleri artık, önümdeki engelleri ya da.

Askere mi gitmek? Amaaan, sonuçta Türk evladıyız gider geliriz diyip geçiyorum, yormuyorum nasıl geçecek onca şafak diye… Ne olacak ki, zaman değil mi bak işte geçmiş gitmiş 26 yıl bir çırpıda. Arta kalan sadece mazi.

Sevgi mi aşk mı? Ohoo, diyorum bana uzak – ulaşmak isteyen de yok ki. Olsa kapım açık o farklı. İstediğim biri de yok değil hani. Geçmişe dönüşlerim mevcut belki biraz ama kafa rahat artık. Çok sallamıyorum.

Okul mu? Bitirdin ya ulan işte daha nereye kadar diyorum erteliyorum onunla ilgili ekstra hedefleri – keyfine bak işte.

İş, kariyer mi? Gelir geçer, altyapı sağlam sebat gerek deyip bakıyorum önüme, işime. Olur elbet bizden de birşey.

Sevdiğim kıza bile artık mesaj çekesim gelmiyorsa, benden geçmiş demek değil bu sadece biraz huzuru bulmuşumdur belki o. Yanıma eküri olacaksa gelir o deyip geçiyorum. Aynı arkadaşlarım gibi. Sağolsun hepsi tay gibi benden eksik kalmıyor.

E mutluyum işte, ne güzel değil mi?

Yaz geldi yaz… Eskisi gibi değil bu sefer hem.

Hem bir kardeşimin dediği gibi.  Hayırlısı ya. Rahat olmak lazım.

Layne Staley

Perşembe, 18 Haz 2009 Arif yorum yok

35 yaşında erkenden bitmiş bir hayat. Bakıldığı zaman Kurt Cobain, Jimi Hendrix, Janis Joplin gibi 26-28 yaş arasına göre yine biraz daha fazla yaşamış denilebilir ama yine de çok erken kayıp gitmiş bir yıldız bence. Layne Staley‘den bahsediyoruz evet.

Eğer Grunge müziğinin bir şekilde hakikaten patlama yapmasında Nirvana‘nın etkisini hesaba katıyorsak Alice in Chains‘i de kesinlikle gözardı etmememiz gerekir bence.

Burada da en büyük pay tabii ki haşarı solisti Layne Staley’de.

layneStaley de tahmin edildiği gibi bayağı bir şekilde sorunlu bir aileden geliyor. 8 yaşındayken ebeveynlerinin boşanması vs. onu çok etkiliyor ki babasına olan özlemi onda gerçekten büyük travma yaşatıyor. Acıklı bir şekilde eğer ünlü olursa babasının ona geri döneceğini de umuyor…

1990 yılında ilk albümünü çıkartan Alice in Chains ile birlikte işler biraz da değişmeye başlıyor tabii. Staley’nin o etkileyici sesi ilk çıkış parçaları olan ve hakikaten güzel bir şarkı olan Man in the Box’u daha da güzelleştirirken Layne’in de farkedilmesini sağlıyor.

Ama bu sırada Staley’in uyuşturucu bağımlılığının dozu gitgide artmaya başlıyor. Staley bu batağa girdikçe bu arada albümler peşisıra geliyor ve ünleri inaılmaz derecede artıyor tabii.

1996 Ekim’inde Staley’nin eski nşanlısı uyşuturcu kullanımında kapılabilen bir bakteriden dolayı ölüyor ve bunun üzerine Staley bunalıma girmeye başlıyor. “Bundan önce hep işime yarayan bu yuyuşturucular artık bana karşı olmaya başladılar” gibi bir ithamla geliyor hatta…

1997 sonlarına kadar yine ortalıktan çekiliyor 1999 gibi yine ortaya çıkıyor ama bu da sadece albüm çıkarmak için oluyor.

1999-2002 arasında Staley ortalıktan kayboluyor ve kimse bu zaman aralığında ne yaptığını bilmiyor.

19 Nisan 2002′de polis bir ihbar üzerine Staley2nin evine gidiyor ve speedball çakmış olduğu beliretilen ve sadece 39 kg. olan ölü vücudunu buluyor yıldızın. Otopsiye göre, 8 yıl önce 5 Nisan’da ölen Cobain ile aynı gün intihar etmiş olduğu belirtiliyor Layne’in.

Gözgöre göre uyuşuturucya yenik düşmüş bir bünye, bu bünyeden çıkan mükemmel bir vokal ile grunge & rock müziğe verilmiş onca eser… Tezatlıklar dünyasında yaşıyoruz…

LAyne gibi insanların bu hayatlarının siyah taraflarını ders almak, beyaz taraflarını örnek almaya uğraşmak gerek diyorum ben yine de…

Categories: müzik Tags: ,

Cristina Milian

Perşembe, 18 Haz 2009 Arif yorum yok

Cristina Milian @ Maxim dergisi

Bugünlerde

Perşembe, 18 Haz 2009 canga yorum yok

Bugünlerde uyku gözlüğü takıyorum ve akşam uykularım var saatler süren; yine de mahmurluk hakim gözlerimde, yetmiyor uykularım. Bungünlerde bir varım bir yokum, bir neşe bir hüzünüm; gülerken ağlıyorum aynı zamanda ve genelde durgunum.

Yüzüyorum bugünlerde kafamdaki düşünceleri boğmak için; faydası yok, karıncalar dolaşıyor beynimde.

Bugünlerde sevişmek isteyen herkesi reddediyorum, gey sanıyor bazıları beni; aseksüelleşiyorum, asosyalleşiyorum; bedenlere uzağım, bedenlere üşengecim bugünlerde.

Bugünlerde bir ay oldu alkol ve sigarayı bırakalı; bedenim temiz ama ruhum habersiz. Viski ve Efes’e susamış boğazım.

Bugünlerde yalnız yaşıyorum başkasının evinde, yalnız uyuyorum ve hasretim aslında eş bir tene.

Günlük program yapıyorum sabahları; dünden borçlanan listeyi yarına erteliyorum, yine de üstünü çiziyorum kendimi avutmak için. Yani dünün işini bile yarına bırakıyorum bugünlerde.

Categories: içimi dökesim geldi Tags: ,

Kader nedir?

Salı, 16 Haz 2009 Arif yorum yok

2001 Kore yapımı olan My Sassy Girl (Yeopgijeogin geunyeo) adlı filmden…

- Eğer kaderimizde görüşmek olsaydı sanırım tesadüfen bir yerlerde karşılaşırdık…

- Kader nedir bilir misin? Sevdiğin kişi için, tesadüflerden bir köprü inşa etmektir…

Senden önce burada yatanlar…

Salı, 16 Haz 2009 Arif 1 yorum

Dün arkadaşımla serviste dönerken geyik yapıyorduk orada konu kızların saçma hareketlerine geldi. Bunlardan birine bugün kafayı taktım yazacağım.

Aha buradan da bu arada hem Cem hem Mert’e taş atıyorum kardeşim, yazın lan, okullar kapandı diye buraya yazmamazlık olmaz. Terbiyesiz herifler! :P

Heh, neyse… Nefreti de döktükten sonra devam edebilirim sanırım yazıma…

Kadınlar aslında kendilerine bile bile yalan söylenmesini severler diyip ortaya bir olta atayım. Sonra buradan devam edeceğim. Neden mi? Çünkü onlar o anda sadece kendilerini mutlu edecek şeyleri duymak isterler. aslında bilirler sizin “gerçekten” öyle düşünmediğinizi ama o sırada onu duymak istedikleri için; belki de ego tatmini bilemiyorum; o yalanı duymak isterler. Ha, bu iş sonra size yalan söylüyorsun, dürüst değilsin diye patlar oralara zaten girmiyorum.

Duymak istedikleri yalanlar içinde en komiklerinden biri de mesela yatak olayıdır. Şimdi mesela kız ile erkek takılıyor bir ara, yemekler onlar bunlar tanışılmış bir elektrik de sağlanmış vs. klasik başlangıçlar işte olay en sonunda libido patlamasına gelmiş ve olanlar oluyor. Nerede mi diye sorarsanız konu itibariyle tabii ki erkeğin yatağında. Çift kişilik veya tek kişilik farketmez. Yatak ulan işte!yuvarlak-beyaz-deri-yatak

… Demesi kolay değil mi? Nah kolay!

Bu kızların kafasında bambaşka birşey doğuruyor. Olay bitmiş gitmiş herşey çok güzel giderken bir anda kızdan o beklenen bomba soru geliyor!

- Ceysın, (ceysın kim lan?! :) ) bu yatakta benden önce başka bir kız yattı mı?

Eee… Ebenin diye başlicam ama siteyi kapatır RTÜK. Şimdi bu soruyu normal olarak bakın 25 bile demiyorum artık bence 20 yaş ve üstü bir erkeğe sormanın ne kadar manasız olduğunu anlatmama gerek yok galiba değil mi?

Yani böyle bir soruya vereceğim cevaplar şunlar olabilir diye düşündüm:

  • Yok. ben Tibet’teydim bu mahalleye yeni taşındım, normalde yerde yatıyordum.
  • Hayır, sadece seninle sevişeceğiz diye IKEA’dan yeni yatak aldım, bak hem de bazalı!
  • Saçmalama bebeğim, ben aslında yastıklarla sevişiyordum sen hayatıma girene kadar.
  • Aşkım, bu soru sorulur mu, bu yatakta hiç yapmadık, ama mesela masamın üstünde çok can yaktım!
  • vs…

Bu geyik gider ama böyle soruya böyle cevap yani :)

Aslında söylemeniz gereken de bu kadar t**ak geçmeyip, yine de yalan söylemenizdir.

Birtanem, sen biliyorsun benim için teksin ve birtanesin… Bu özel anları paylaştığımız yerde daha önce kimse bu kadar mahremime girmedi, giremedi…

Hadi lan oradan…!

Memeler

Pazar, 14 Haz 2009 Arif yorum yok

Türkiye’nin göğüs haritası çıkartılmış. Göğüsler de büyüyormuş. Sabah sabah, hatta bu aralar duyduğum en güzel haber!

Hürriyet Pazar ekinde çıkan yazıyı görünce önce baya bir güldüm sonra da oturdum normal olarak ciddi ciddi okudum. Doğu Anadolu tarafının memeleri büyükmüş, Marmara tarafı sütyen kullanmayı bilmiyormuş. Egelilr tabii ki bunu kendilerine beğendirrerek giymeye özen gösteriyormuş.

Sonuçta, Türklerin memeleri büyüyormuş, biz de mutluymuşuz.

Öyle yani.

Categories: Kategorisiz Tags: ,

Opera ne yapacak?

Cuma, 12 Haz 2009 Arif yorum yok

opera-reinventing-web

Opera Internet Explorer, Firefox gibi bir web taraycısı. Onlar kadar popüler olmasa da güzel bir yazılımdır, kullananı, hastası da çoktur. Dediklerine göre 16 Haziran’da web’i yeniden keşfedeceklermiş. Biz bu lafları aslında çok duyduk ama meraklanmıyor da değiliz zira Opera bu işe bayağı yenilik de getirmişti zamanında. Bekleyip göreceğiz bakalım…

Categories: faydalı programlar Tags: ,