Şırnak güncesi -5-

Salı, 09 Şub 2010 canga yorum yok

Arif’in 6 Ocak 2010 tarihli epostasından:

Bugün 100m atışları da bitti. Olm 11 kurşun attım 9′u hedeften. 5 i de 100mydi. 5in 2si kafadan.
Asi kanasçı arif hizmetinizde :)

Olm bugün hava deli güneşli. Anlamadım ne iştir abi. Herhalde hsonu Şenoba’ya geçeceğiz. Bu arada şu yasa tasarısını burada herkes merakla bekliyor, bi çıkarsa 2 hafta sonra çift haneye düşücez şafakta hayırlısı olsun.. Bi kere de şans bize gülsün.

Oğlum sınırda olmak acayip bişi ya. Bi kurşun atıoz 6 tane ekosu gelio olm. Acaip bişi :)

Şimdilik başka yenilik yok, bugün tuvaleti temizledik yarın öğle yemeği için yemekhaneyi biz ayarlicaz hayırlısı olsun…

Olm en sonunda kent silver geldi buraya, doğru dürüst bi sigara içioruz. Olm içtiğim sigaraları tahmin bile edemezsiniz.
- marlboro
- marlboro light
- winston
- winston light
- lodos denizcisi
- pall mall
- viceroy
- prestige
- djarum
- kent

Prestige de kaçakmış Irak’tan gelio :)

Daha önce de dediğim gibi eğitim hafif abi ama şartlar feci, galiba zaten adamlar da o yüzden hafif tutuyor yoksa burada millet sıyırır… Sivil görmüyorsun abi… Ama Allahtan Şenoba köyün içinde…

Hepinize Şırnak’tan selamlar,
Şafaklar kadar güzel kalın.
Arif Sinan Ender Siirt Emreeeeeeeeett Komtanımmmm

Şırnak güncesi -4-

Cuma, 15 Oca 2010 canga yorum yok

Arif’in 4 Ocak 2010 tarihli epostasından:

Abi gün geçtikçe işler zorlaşıyor gibi hep iyi iyi diyordum da farklı şeyler de var abi.

Kalorifer yanmıyor,
Soğuk su gitti yeni geldi,
Çarşaflarımızı da aldılar yıkamak için,
Sıcak su gitmişti o da geldi Allahtan bugün,
Üstüne üstlük bir de elektrik falan da kesiliyor…
Böyle bir yer işte.. Arada silah sesleri de var..

Neyse çarşamba asıl giricem nete. Şimdi acil bakayım dedim.

Öpüyorum hepinizi…
Arif Ender

Şırnak Güncesi -3-

Çarşamba, 13 Oca 2010 canga yorum yok

Arif’in 30 Aralık 2009 tarihli epostasından:

Kimse gücenmesin atarsa 135 beyyyylerrrrrrr!!!!
Son güncellemelerde Şırnak’ta sağlam fırtına var. Yağmur show.
“Beni Şırnak’ın yağmurlarında yıkasınlar” günün şarkısı olsun.

Banyolar daha namuslu. kimse daha pek “kamyon deviremiyor” Herkesin psikolojik olarak “down”.
Telefonlar kesildi yine ama geldi bugün.

Rakım 1300 küsur.
G3 etkili menzil 400m. şarjisiz ağırlık 4.25 kg. bixi 6.

Abi ariicaaanız numara var elbet ama ben zaten buradan 9 gün sonra gidiyorum, o yüzden asıl yeriminkini veririm. Burası bi de kalabalık bi de ne zmn nerede olcağımız belli değil…

Motivasyon olarak da iyi olmak gerekiyor bir de açıkçası bazı şeyleri size yansıtmamamız gerekiyor(muş). Gelince gerçekleri de anlatırım zira ama iyi yani genel olarak.

Sezin ile de konuştum telefonlar kesilmese Genco’yu da arayacaktım ama arayamadım daha.

Batı’da yapanlara demiyoruz dedi başçavuşumuz, zira katılıyoruz bütün birlik olarak. Batıda yapanlar harbi poşet.

Oğlum ayrıca Ebru Polat’ın klibi çıktığında gazinodan tv’ye bakan kafaların screenshotını alsam ın boyunca gülceğin bir portreye sahip olursunuz.
“Yanına gelemiyor… Sana dokunamıyor… Buna inanamıyorum…”

Dün 11 saat uyudum.

Şimdilik bu kadar…

Şafaklar kadar güzel kalın.
Arif

Şırnak Güncesi -2-

Pazartesi, 11 Oca 2010 canga yorum yok

Arif’in 27 Aralık 2009 tarihli epostasından alıntı:

Günler geçiyor biz alışıyoruz. Artık akrepler, jammerlar arkadaşımız. Dağlık arazi de G3 uzvumuz.
Biksi manyak bi alet. Kanas’çı olmak isterdim ama en çok.
Süper başçavuşlarımız var inanılmaz komikler abi kopuyoruz bazen.
Gel gör ki kurşun sesleri de mevcut.

Bugün krem peynir çıktı kahvaltıda sevindik.
Ispanak mevsimi başladı.

Masalara şafak yazmak in.
Haftanın şarkısı: Özcan Deniz – Geçmiyor Günler.
Cudi Gabar’daki karlar eriyor.

Oğlum var ya eti yulaflı’nın hastası olduk. Bir de abi Maximus die bir çikolata var. Ama çubuk kraker rules!
Yemekhane + banyo + tuvalet temizledim. Annem görse ağlar mutluluktan.

Şimdilik bu kadar.
Çılgın biksici Arif Ender

Şırnak Güncesi -1-

Salı, 05 Oca 2010 canga yorum yok

Arif’in 18 Aralık 2009 e-postasından alıntılar:

Buralar soğuk, dağlar karlı. Karşımda Zaho dağları…
Ama güzel, rahatız.
Er Arif Sinan Ender, Emret KOMUTANIM!
Kral tv rulez.
Bal boğazı yumuşatır.
Kremlenmek iyiymiş.
Çatlamış dudaklarla malbuş içmek güzel.
Djarum bile bulduk!
Telefonlar kesikti arayamadım en kısa zamanda hepinizi arayacağım.
Rahat uyuyun, kahraman jandarmayız biz.
Dönüşte anlatılacak çoook şey var… daha şimdiden! :)

Öpüyorum hepinizi kardeşlerim.

Hudut kartalı Arif

Hayatım’a

Pazartesi, 28 Ara 2009 canga yorum yok

Seni özlüyorum bebeğim. Aslında bunu, seni ne kadar özlediğimi belirtmek için yazmıyorum, zaten bildiğini zannediyorum. Paylaşmak istediğim dilediklerim, umduklarım.

Yanına geldiğimde ne ile karşılaşacağımı(zı) bilmiyorum bebek, ilişkimizin çeşitli boyutlardaki çıkmazlara girmesine alışığız nasıl olsa, artık gerçekten acı da verse. Ben sadece umut ettiklerimi yazacağım.

Seninle uyanmak istiyorum yarın sabah; seninle merhaba demek güne; seninle sabah sevişmelerim olsun istiyorum evden çıkma telaşlarına sıkıştırılmış; dönüşlerde yemek hazırlamaların tembelliklere yenik düşmesiyle tatlanan ufak atıştırmalıklar; belki sahilde bir yürüyüş sonrasında, her zaman sıcak olmaz ya hava, kafanda kapüşonun koluma girmişsin, denizden esen rüzgara karşı bedenim siper sana. Döndüğümüzde beraber sıcak bir duş alalım ım, çıkınca ben seni kurlarım. Sonra hafif ışıkta alışagelmiş film izlemelerimiz, yan yana, üst üste, uyuyup kalışın göğsümde. Merak etme, ben seni taşırım, yatağım yakın nasıl olsa…

Categories: içimi dökesim geldi Tags: , ,

Min Dît

Perşembe, 17 Ara 2009 canga yorum yok

Min DîtMin Dît‘i (Children of Diyarbakır) yönetmeninin ve yapımcılardan birinin (Fatih Akın’da yapımcılar arasında) yanında oturarak izleme fırsatı buldum. Bugünlerde narin konular hakkında konuşmak zor ya; gerçi ne zaman kolay oldu ki?

ımda  ilk defa, ülkem hakkında ülkemde çekilen bir filmi baştan sona altyazı ile izledim. Kürtçeydi çünkü. Film hakkındaki düşüncelerimi yazmayacağım, sadece film sonrasındaki soru-cevap gelişmelerini aktaracağım. Popülizme gerek yok, herkes kendi anladığı kadarıyla.

Miraz Bezar, film öncesinde, sırasında ve sonrasında hareketleri ile ne kadar heyecanlı olduğunu açıkca belli ediyordu. Heyecanı insanlarla beraber izlemesi değil filmi, gösterdiği emeğin memnuniyetindeydi sanki. Filmin ilk saniyesinde geciken sesi hemen farkedip “ses” diye bağırması ile korkulacak birşey olmadığını  anlaması, hemen başlarda birşey söylemek için gelen görevliye sinirlenmesi, çarpıcı sahnelerde koltukta biraz daha dikleşip daha sık su yudumları alması (sanki her an söyleyecek, açıklayacak noktalar varmış gibi)…

Miraz film sonrası söz aldı. Almanya’da yaşadığını ve dört senedir senaryo üzerinde çalıştığını, asıl amacının yörenin çocuklarının gözünden bazı gelişmeleri anlatmak olduğunu daha ilk cümlesinde belirtti (filmin açılışında başlık olarak “From my eyes” da geçiyor).

Seyircilere söz hakkı geçtiğinde, aynı kişi tarafından yapılan ilk yorum ve soru şu şekildedir:
“Çok taraflı bir film olmuş, olayları tek taraflı anlatmışsınız (hadi ya? bakınız yönetmenin ilk cümlesi, ve hatta bakınız filmin ismi). Siz kaç Türk askerinin öldü(rüldü)ğünü biliyor munuz?”.
Bu sırada ön sıraların birinde ayağa kalkan genç şiddetle karşı taarruza geçerek “Siz benim kardeşimi öldürdünüz” der.

Salondaki gerilim ilk soruda belli ediyor kendini. Sonrasında biraz daha insanlaşıyoruz.

Sonra konuşan bir bayan “Bizim hikayemizi anlattığınız için teşekkür ederiz.” diye ekliyor filmi çok beğendiğini belirterek. Ki genelde söz alanlar sorudan çok beğenilerini sunuyorlar, minnettar ve duygusal oldukları çok belli.

Yönetmen, JİTEM hakkında açıklamalarda bulunuyor konuya uzak insanlara. Oldukça enteresan noktalardan biri bence.

Çekim sürecine değiniyor bir soru üzerine; Diyarbakır’daki setteki zorluklardan biri elbetteki denetim. Filmin sahte bir metni devletin ilgili kurumuna incelenmesi için verilmiş. Ve her gün bir sivil polis yer alıyormuş bina dışında yapılan çekimlerde; “Ne yapıyorsunuz? Ne hakkında film çekiyorsunuz?” sorularıyla.

Türkiye’deki ilk gösteriminin Antalya Altın Portakal’da yapıldığını öğreniyoruz; sonrasındaki basın açıklamasında tabi ki tepkiler olmuş, beğeniler de (tartışmak güzel şey, becerebilirsen eğer). Almanya veTürkiye’de vizyona sokabilmek için çalışmaları var ekibin (keşke diyorum).

Benim en çok kafama takılan çevirinin olmadığı tek kısım, sondaki Kürtçe rap şarkısı…

Bir de aklımda Baskın Oran’ın bir yazısından alıntı:
“İnsanoğlunun temel içgüdülerinin başında, “onlar” imajı yaratarak “biz” kimliğini inşa içgüdüsü gelir.”

—-

Düzeltme & Ekleme: Aşağıda Miraz Bezar’ın yukarıdaki yoruma yorumu ve ilgili rap şarkısının sözleri.

Merhaba,

parcayi kürt rapci Serhado söylüyor. Cikardigi ilk albümü Xewna Jiyan albümünden “Nabinim” parcasi. Albüm 2006 da türkiyede piyasaya cikti. Sözlerini altta bulabilirsin.

Facebook da Min Dit sayfasina gönderdigin yaziyi okudum. film hakkinda ne düsündügünü de okumak isterdim acikcasi. Sadece icerik anlaminda degil.

Gösterim esnasinda heyecandan ziyade biraz huzursuzdum. Cünkü film baslamis oldugu halde 25 dakika boyunca insanlar girip cikti. bunu bu yogunlukta ilk kez bir festivalde yasadim.

Ayrica benim yanima gelen kisi festival görevlisi degildi. Disarida kalan arkadaslarini iceri getirmeye calisan bir seyirciydi ve benim festival yetkileriyle konusmami istiyordu.

Selamlar ve saygilar,

miraz bezar


NABİNİM – GÖRMÜYORUM

Her saniye bir insan Tanrı’ya dua eder
Her insanın acıları kendisine ağır gelir
Yürek bir çiçek gibi bir yıldız gibi olmalı
Ekmek bazıları için sadece ekmektir
Oysa bazıları için altın değerindedir

Göz karardı
Gönül yandı
Yürek dünyaya doydu
Ölüme doğru yol aldı
Ama Tanrı korkusu onu durdurdu

Ateş hala sönmedi
Korku hala var onda
Farelerin yaşamı aslanların yaşamı gibi olamaz

Aydınlığı göremiyor
Elleri ve gözleri bağlı
Sevgiyi göremiyor
Gönlü hala kıpırdarken
Görmüyor
Hayır görmüyor

Yaşam bir seferliktir
Yeter
Yapma
Acıdır
Gözlerini aç artık
Kimse ölmüyor
Bu acılardan kimse ölmüyor
Söyle, zor olsa da olmasa da sen benim yaşamımsın
Hatırla, acılar olsa da olmasa da
Bir kapı kapanınca başka bir kapı açılır

Artık bugünün dünyasında yaşayamıyorum
Değerli olanı göremiyorum
İyi olanı göremiyorum
Ben canımı kaybettim
Nasıl oldu bilmiyorum
Elimden kayıp gitti

Min dît

Günün Haberleri

Çarşamba, 16 Ara 2009 canga yorum yok

Seçmece bunlar:

  • Hepimiz kalaşnikofuzdan yola çıkıp bildiğin sokağı taramış adam! Ekmek depolamak lazım…
  • Efenim silahlılar serbest, yaralılar ve yaralı taşıyanlar tutukluymuş.
  • Millevekili milletvekilini yumruklamış. “Şakaaaa!” demiş.
  • Türk heyeti Kopenhag’da zılgıt yemiş.
  • Kazımgiller gazeteci tartaklamışmış.
  • Polisler travestiyi dövüp, copla taciz etmiş (çok orijinal).
  • Antalya’da da sel varmış.
  • TRT’nin “maksadı aşan” haber sunumu normalmiş.

Kaynat kazanı bebeğim; ben geliyorum!!

(Arifim bu arada blogun içerik seçimini ele geçirdiğimi farketmişsindir!)

Categories: günlük şeyler Tags:

Babe-sitter & Je tue un ami

Salı, 15 Ara 2009 canga yorum yok

Hani söz verdim ya önceden; bakınız aham da kanıt (kulakları çınlasın, Arif bayılır böyle yönlendirmelere);  yazı sayılarını arttıracağım o yüzden. Duvara konuşmak istediğim zaman yazmayı tercih ederim ama çuvalı yüklendik bir kere, o yüzden bundan sonra Pako’ya Mektuplar kıvamında paylaşımlarım olacak.

Şimdi Arif’in , yazılım, kodlama ve benzeri her tür geek (Türkçesi nedir? eblek, e-inek?) konulara da merakı vardır ya hani, biraz da ona gönderme amaçlı sitesi paylaşımı yapayım dedim.

Avrupa Cristal Festivali ( ödülleri organizasyonlarından biri) kapsamında yarışan yapımlardan, neyse az laf, çok icraat:

1) Babe-sitter Babe Sitters: Budur işte! Büyük soruna çözüm bulunmuştur. Hani oldu da duble hata yapıp hem evlendiniz, hem de çocuk yaptınız. Artık eşiniz ile dışarı çıkmanız gerektiğinde bebek bakıcınızı gönül rahatlığıyla boyuna, posuna, göğüs ölçüsüne, etek kısalığına göre seçebilirsiniz! Bu arada bebeklerin yanında ergenlere de hizmet veriyorlar!!

2) Je tue un ami: İnternette bir çok örneği olan bir uygulama aslında. Resmi cuk oturtuyorsun, o da sana birini öldürtme fırsatı veriyor. Türkiye’de seneeeeeler önce bunun bir örneği vardı ama bulamadım tekrar (galiba karşı takım taraftarlarını dövüyordun). Ben çoktan öldürttüm birilerini.

Tekrar hatırlatmak isterim ki bu siteler örnekleri! Ödüllü medya dalı çalışmalarına buradan, cyber dalındaki çalışmalara da buradan ulaşabilirsiniz (yazı yazarken karşında biri varmış hem de çoğulmuş gibi konuşmak çok aptalca be). Ayrıca, Eşref Armağan‘ın yer aldığı yeni Volvo S60 tanıtımı da katılanlar arasında.

Bir şey”lik”

Salı, 08 Ara 2009 canga yorum yok

Hani şimdi buradan iki kişi gidiyor ya askere, ortalık biraz boş kalacak. Ben de karar verdim, daha fazla yazayım diye; Arif’in şimdiye kadar göstermiş olduğu emekler gerilemesin (hoş Tosun’un kendine hayrı yok ya zaten).

Çok da sık yazamam ama ha, baştan söyliyeyim. Aslında yüz yıldır falan günlük tutmak isterim de, çok sıkıcı be o da, insan her gün dişini fırçalamaktan sıkılıyor. Anlayacağın günlük olmaz heralde, hani belki haftalık bile olmaz ama söz bir şey”lik” yazacağım… Baymamak için enteresan konulardan bahsetmek üzere.

Gelelim geçen hafta sonuna mesela; alkolün seviyesinin yüksek olduğu ve içmeye  başlanma saatinin horozla yarıştığı mübarek Cuma günü. Sonucunda, eski fak badi şaşırdı tabi. Bana attığı mesaj şuna benzer bak: “Sen ımda gördüğüm en bencil adamsın; zaten seks becerilerini de geliştirmen gerek o ufacık pipinle! (sansürledim)”. Ha hayt diyesi geliyor insanın, hele sebebi şahsı muhteremin üstü açık otobüsün, üstünün açık tarafında oturmayı tercih etmesi, benim de üşüdükten sonra içeri girmem. Ha-hayt…

Neyse, ertesi gün arar özür dilemek için. “Kusura bakma, sana çok kötü davrandım. Her ne kadar kötü bir insan olsan da ortak arkadaşlarımız var, onların hatırına uygun davranmamız gerekiyor. O mesajın seni çok kırdığını biliyorum”. Ha-hayt duble… Sonuç: küfür ederek suratına kapatılır telefon.

Ne mal adamlar/kadınlar var etrafta değil mi Necati abi?

SARI SAÇLARINDAN SEN SUÇLUSUN!

Salı, 08 Ara 2009 Arif yorum yok

…aha da koyuyorum işte buraya. vallahi bu şarkıdır derdim tasam..

Adresim aynı, Kaderim aynı
Günlerim aynı, Geceler aynı
Sarı saçlım hasretimsin sen
Karadantel sokağında ben
Kapımda akşam gülleri mateminle tutuşurken

Dumanım aynı, Ateşim aynı
Bulutlar aynı, Gözyaşım aynı
Sarı saçlım hasretimsin sen
Karadantel sokağında ben
Kapımda akşam gülleri mateminle tutuşurken

Kankırmızı gözlerimden
Sancıların gelip geçer
Kim üzülür kim bekler seni
Ben tabii ki ben birtanem
Ter içinde İçim bileylenir
Kankırmızı gözlerimden
Sancıların gelip geçer
Kim üşütür kim yakar beni
Sen tabii ki, Sen birtanem
Ter içinde İçim bileylenir

Bu kaçıncı çalınışı kapımın
Bu kaçıncı sen değilsin başkası
Peşimde mazinin ayak sesleri
Nelerden vazgeçiyoruz bir düşünsene
Kırık kalpler üstüne kuruyoruz birşey
Bu kalleşlik belki bana yakışmıyor ama
Sarı saçlarından sen suçlusun

Askere 5 Kala

Pazartesi, 07 Ara 2009 Arif 2 yorum

Ulan ne işmiş be kardeşim. Veda etmek zordur derler de bu kadar da zor olacağını bilemezdim. Durun daha buraya veda etmedim onu en sona saklıyorum da bu son iki hafta içindeki yoğunluğumdqan daral geldi vallahi. Mükemmel birşey, insanın seveni olması şimdi farkediyorsun bunu, telefonlar susmuyor orda burda her yerde biriyle bi yemek , bi alem, ne bileyim bi kahve vs. ama bünye de zorlandı tabi. Bi de toplu askere uğurlamasında pert olunca (büyük bir blackout mevcut) üşütmüşüz de hafiften. Öküz gibi öksürüyorum afedersiniz.

Vallahi biraz şu olaydan sıkıldım, herkesle askerde ne olacak nereye çıkacaksın muhabbeti… Yeter ulan işte kısa veya uzun ne farkeder sanki birinden biri çıksa yok ben öbürünü istiyorum veya şurqası çıktı deseler aaa hayatta olmaz ben daha da gitmem oraya mı diyeceğiz. Yoo… Daha ne ya ne çıkarsa bahtımıza valla kendi açımdan tek dilediğim, dua ettiğim, rahat olsun, huzurlu olsun.

Ben bunu çünkü bir ara, hayata açtığım bir pencere olarak görmek istiyorum. Bu yüzden askere gitmeyi istiyorum zaten. Sıkıntı çekeceğimi biliyorum ama zaten aslında hayatta sıkıntıların varlığı, zevklerden tat almayı sağlamıyor mu?

Bakalım neyse felsefe yapmayayım fazla. Kafa mafa da kalmadı millete aynı saat aynı güne görüşürüz demeye başladım zaten yaklaşdıkça saçmalıyoruz.

İyi günler..

Categories: içimi dökesim geldi Tags:

az kaldı az.

Pazar, 06 Ara 2009 Arif yorum yok

askerliği beklemek yapmaktan daha mı zor bilmiyorum ama, hadi artık başlasın ve bitsin…

gitmeden veda ederim, sadece bu notu kendimce buraya düşmek istedim.

Categories: içimi dökesim geldi Tags:

Leave the bourbon on the shelf…

Perşembe, 26 Kas 2009 Arif yorum yok

Leave the bourbon on the shelf
And I’ll drink it by myself
And I love you endlessly
But darling don’t you see I’m not satisfied
Until I hold you tight
Give me one more chance tonight
And I swear I’ll make it right.
But you ain’t got time for this
And that wreckin bell is ringin
And I’m not satisfied
until I hold you

Eskilerden bir şiir

Perşembe, 26 Kas 2009 Arif yorum yok

Bugün çok eskiden bir arkadaşla beraber yazdığımız bir şiiri buldum orayı burayı karıştırırken ve “Oha!” dedim…

Susarak buraya yapıştırıyorum…

SEVGİMİZİN YIKIP VİRAN EYLEDİĞİN DÖRT DUVARI ARASINDA
DELİRİRKEN YALNIZ BAŞIMA
AKLIMI ALDIĞIN GÜNDEN BERİ
SADECE SEVGİNLE BESLENİYOR BU ÇELİMSİZ VÜCUDUM
HASRETİM SANA, KOKUNA, DOKUNMANA
SADECE SENİ İSTERKEN HER DAKİKA
GÜN GELİR DE TEKRAR GİRERSİN
KALBİMİN PASLANMIŞ KAPISINDAN DİYE BEKLİYORUM…
RÜYALARIMDASIN, YANIMDASIN SANKİ
GÖRÜYORUM SENİ HEP BAŞUCUMDA
BİR AN UYANIYORUM YİNE LOŞ VE SESSİZ BİR ODADA
SERSEMCE BİR RÜYADAN
ANLIYORUM Kİ
SABUN KÖPÜĞÜ PATLATAN BİR ÇOCUK GİBİ
AYRILIK ARAMIZDA
TEKRARDAN AÇMAK GÖZLERİMİ ACI VERİYOR
BAKAMAM GERÇEKTE OLSA ARDINDAN…

Categories: şiir Tags: ,

Arab Strap – The Girl I Loved Before I Fucked

Perşembe, 26 Kas 2009 Arif yorum yok

Günün şarkısı bugün Arab Strap’den gelsin… The Girl I Loved Before I Fucked…

I can’t even escape you in my sleep
when all I need is rest,
knowing when I wake up
I can’t watch you get dressed
and pretend I’m sleeping and imagine you with child.

A suggestion often made by me and by you always reviled.
I wanted to watch your body change and loosen all your clothes.
To hold a new-born baby with your eyes and my nose.
I suppose that was the first sign
that you never really were mine.
My twisted spine is aching now
this bed’s got so much space.

In direct contrast to my mind which is cluttered with your face.
You’re the girl I loved before I fucked and that’s so rare.
So I’ll help you leave your home while you decide if you still care.

I really thought we never could end.
Or at least I’d always be your good friend.
But then I think about what you’ve done
and his tongue pressed against your tongue.
Your bodies together in our bed.

His cock in your cunt, his cock in your head.
And instead of a new platonic future for you and me
I hope you get an abortion or at least an STD.

When out with married friends I sat with them on the bus.
I watched the way they were and that could never have been us.
So the girl I loved before I fucked you’ll always be.
But the woman you’ve grown into is no woman for me.

iyilik güzellik

Çarşamba, 25 Kas 2009 Arif yorum yok

İçtim yine.. Kızacak yine birileri. Yeter ulan diyecek. Belki askere gideceğim ya hani, onu söyleyecek herkes. Ne gerek var diyecek?!

Derdin mi yok başka diyecek?

Kafanı rahat tut diyecek…

Bilmiyor muyum mu sanıyorsun?

Ne diyeyim ki sana…

Eh be safım… Eh be güzelliğim…

Hazır olsam, koşamaz mıyım arkandan? Tutar mıyım seni böyle? İstemesen de kandıramaz mıyım seni?

Sensin sen…

Ama tek derdim ne biliyor musun?

Belki de tek korkum hatta…

Ben seni gerçekten sevmişim.

Ben sevebiliyormuşum.

Bir zamanlar…

Onu anladım.

Şimdi bunu tekrar hatırlatacak..

Ya sensin…

Ya da…

gerisi şairin dediği gibi…

iyilik, güzellik…

Categories: içimi dökesim geldi Tags:

Gotürsem seni gittiğim yere…

Çarşamba, 25 Kas 2009 Arif yorum yok

Yoksun işte. Hiçbir yerde.
Belki ihtiyacım olurdu be şimdi sana.
Oralarda sürterken aklında mıyımdır şimdi?
Ya başkasını düşünüp bunalırken?
ın mıdır beni hakikaten yaşatan şarkıda söylenildiği gibi?
Gidiyorum buralardan.
Yokum belki de 20 gün sonra.
Memleketin bir köşesine atılacağım.
Ya sen ne yapacaksın?
Bensiz misin yada benliksiz mi hala?
Sensiz miyim, sensiz mi olacağım hep?

Evet.

Tek şeyi anladım şimdiye kadar.
Dostlukmuş gerçek.
Aileymiş.
Ana kucağıymış belki de en rahatı.

O seni darlatan, en bayan yermiş…
Rutin buluşmalarmış, abaza muhabbetleriymiş…
Daha şimdiden anladım…

Nasıl olacak böyle bilemiyorum ki…

Elimde tek, ulaşabileceğin bir numaran. .
Bir de resmin.

Hayatta çok değişik şeylere bağlıyorum ikimizi…
Birimiz kaçmış bir otobüs, diğeri parasız bir öğrenci.
Yok ki başka derdi – tek şansı o otobüs…
O otobüs ise, belki de o günkü ekmek parasının kısmeti o çocukta…
Ama ikisi de kaybeden taraf.

Neden böyle?
Nasıl?
Nasıl ben seni hala düşünüyorum?
Neden hala umursamıyorsun?
Bilemiyorum…

Tek bildiğim…

Mümkün olsa da sadece sesin bile olsa, götürsem seni gideceğim yere…

Related Posts with Thumbnails